bilinmeyen eller..

Author: Elis ve grkn /


pencere kenarındaki tekli koltuğuna geçip sigarasını yaktı kadın.
yağan yağmuru izlemeye koyuldu.

yeni bir yaşa adım atmış olmanın burukluğu muydu bu üstündeki yoksa sadece yorgunluk mu?
bilemedi.
fazlasıyla sayılabilecek hayattan alacağını almış fakat bir şeyler de yarım kalmış gibiydi ağzının tadı.
çok da düşünmek istemedi açıkçası.
otuzlu yaşların ortasındaydı artık ve fazlasıyla yorgundu.

yorulmuştu.

yağmur gibi bardaktan boşalmadı ama yine de aktı gözyaşları.
sigara dumanına karıştı buruk nefesi..

yüzünde belirmeye başlayan kırışıklıklar,
saçının arasından ona göz kırpan beyaz teller,
düşünmek istediği son şeylerdi sanki.

adamı düşündü.
adamları değil.
tek bir adamı düşündü..

elbet kolay değildi.
bu adam,
belki de elleri ellerine çok yakışacak bir adamdı.
fakat kadın bunu hiç gözlemleyemedi.
oysa adam uzak değildi.
kadın bilememişti.
hapsettiği dününü, bugününü üfledi kadın bir nefeste daha..

sorsan kadına her şeyini anlatırdı;
yemek yiyişini,
kaçıncı dublede sarhoş olduğunu,
parfümünü,
kaçıncı dakikada uykuya daldığını,
nasıl dokunduğunu bedeninin bedenine,
sevişirken ne kadar terlediğini bile anlatırdı..

ama elleri ellerine ne kadar denk gelir,
ne kadar yakışır, bilmezdi kadın.
bilemedi.

sigarasını son bir kez daha dudaklarıyla buluşturup izmariti küllüğünde öldürdü.
elini tekrar sigara paketine uzattı,
sonra dudaklarını dinlendirmeye karar verip elini çekti.
ciğerlerini düşünmedi o an kadın.

kadın,
o an sadece,
adama adadığı dudaklarını dinlendirmeyi amaçladı.

ne büyük acıydı vücudunun zerrelerini bildiği bir adamın sadece ellerini

bilememek..
belki de hayatı olabilecek bir adamın,
hayatının neresinde olduğunu bilememek ne büyük acıydı..

(genç yaşlarında bir kadının tutkuyla yaşamak istediği otuzlu yaşlarından alıntıdır.)

Sıradan bir gün

Author: Elis ve grkn /




Sanki kutsal bir günün gündönümü misali,
Sanırsın ritüeli eksik kalmış gibi..
Gece-gündüz karışmış birbirine,
Dengesi vardan yok olmuş heyecanla.

Adaklar adayacakken tanrılara,
Yarim kalmis bir ibadetin verdiği o anlamsız burukluk sanki..

Halbuki uyandığım vakit anlarım,
Diğerinden farklı olmadığını bugünün..

bize ayrılan sürenin sonuna geldik

Author: Elis ve grkn /

bir şehri arkana almak,
bir şehri karşına almak.

başlangıcında kayalıklar üzerinde bir şişe şarapsın,
dalgalar boyunca sarhoşsun, ardı arkası kesilmeden.

vakti gelmiş ki alacağı var her geceden sabahın,
"değişime inat değişemez mi her şey"'in sorgusundasın, kendinden geçmeden.

çıktığın çukur, derin ki ışığın ulaşmadığı kadar karanlığın,
kendime gelirsem senden geçerim, sen 'henüz' varlığımı bilmeden.

kudretin bu mu lan! diye isyan ettiğini sanmışken;
birer birer sana doğru gelen sahte hayatlarda, yanlış zaman - yanlış yerde kendini oynayan fazla dürüstsün oğlum, bunlar ne entel ne de dantel..

hayat, hiç bir şey olmamış gibi devam eder, yaşanmamışcasına tüm kötülükler ya da damağında kalan tatsızlıklar.
öylesine bi halde sunar ki sana kendini;
miskin benliğinden eser kalmamış, aksine sığınacak liman ararken çıkıverir karşına..
nerelerdeydin sen, seni arıyorum veya tam da sana ihtiyaç duyduğunu söylemesi de cümle aralarında, kendince sitemkar saçma bir itiraftır aslında..

diğer yandan ardına dönüp bakınca anlıyor insan,
küçücük hayatları olduğunu onların.. küçük bi kelebek misali ele avuca sığmayan;
dile ağıza dolana dolana, ballandıra ballandıra, anlata anlata son bulamayan..
küçücük hayatlar'ı.
küçücük hayat'lar'ı tanıdım, yetiştirdim, büyüttüm avuçlarımda.
her birini tuttum avuçlarımda hissederek.
kelebek kadardı.
sıksam ölecek, geriye birşey kalmayacak..
salsam büyüdüğünü zannedecek, geride bir şey bırakmadığını sanacak.

başarabildiklerimiz kadar başaramadıklarımızla sınandığımızın ertesi,
sırra kadem basmış olan göçmenler birikintisi, kendi içinde paradoks yaratma çabasında üç-beş efsane.
efsane derken;
kendi dünyasında çift bilinmeyenli işleme cevap vermeye çalışırken tökezleyen cinsten.

"uçmuyorsa kuşlar ve yürümüyorduysa gökyüzü,
hareket etmiyorduysa dünya ve gülümsemiyorduysa ay,
el sallamıyorduysa güneş ve meğer yoktuysa yıldızlar.."

belki büyük pişmanlık olacak hakkında kararı'n.
belki tek pişmanlık olarak tarihimde yer alacak adı'n.
değer'di belki de.
değer.
değ'.
di.
dokundu.

dokunduğunda gördüğü ama'nın;
şimdilik daha kıymetli benden, geride bıraktıklarım.
bıraktıklarımdan da değerliydi taşımaya çalıştıklarım.
o zaman, çığlığı lal olur kendinde, haykıranın.

inandığıyla-inandırıldığı arasında ince çizgilerde akrobasi yaptığını zannetse de yaşamaya devam etmeli hayat'lar'ını;
bir öncekinde birikenler, sonrasında harcananlar, sonu gelmeyecekmişcesine,
şimdilik.

az sonra yeniden başlıyor hayat, gece sonunda sabahı oldurtuyor.
şimdiye dek birikenler ve biriktirilenler arasında yeni hayatlar ve bedenler çarpışıyor bilinçsizce,
nefretle başlayan hisler yerini önce öfkeye sonra endişeye derken tereddüte akabinde meraka bilmukabele hak vermeye ardından anlamaya bittabi özlemeye doğru emin adımlarla ilerleyedursun;
yorulmak nedir bilmeden sıraya dizdiğini zannederken aslında sıradan geçtiğin vakit açtığında gözlerini bilmediğin bir yerde..
yapayalnız, mırıldandığın şarkılar olacak, sessizce, kendi içinde.

kendine iyi bak.
unutmadan,
sahi almış mıydı alacağını geceden, sabah?

güzel anılar biriktir.
güzel şehirlerde, güzel evlerde yaşa.
tüm odalarında yaşadığın misal yaşa sokaklarında şehr'in.
ölçütleyemeyeceğin kadar dibini bildiğin semtlerden geç günün farklı saatlerinde.
yürüdüğün kaldırım taşları seni anımsasın, varlığın kadar yokluğuna doysun ardından.
iki kişi gittiğin sokaklardan tek başına dönerken yolda karşılaştığın sokak köpeklerinin başını okşa.
sesini dinle denizin, cevap verme, sadece dinlemeyi dene, yap, uğraş, becer.
hayatında kendi başına yapabildiğin tek bir şey'in olsun, bir tek hayal' sana ait, senin olan.
güneşi kucaklarını açarken gördüğünde, "şimdi sen, hangi tanrının güneşisin ki beni kucaklayan" diyerek selam dur.
her bir kum tanesi teninle biraraya gelsin, bedenin damlalarıyla yıkansın denizin.
yeniden doğuşun olsun nefessiz kaldığında suyun altından çıkışın.
sarıl içtenlikle sana doğru sendeleyen kadına ve dinle söyleyemediği şarkının mırıltısını..

+ en çok ne yapmak istiyorum, bilir misin?
- ne?
+ neron misali bi' şehri yerle bir edip sonra yeni baştan dizayn etmek..
  düşünsene, tıpkı fight club'taki patlama misali tüm binaları patlayıcıyla   yerle bir ettiğini. sonra yeni baştan dizayn edeceksin falan.
  yanında fazla dinamitin var mıydı?



konuşuyor insanlar
susuyor insanlar
aynı görüntüyü tekrar
masum bir çocuğun tenine değer gibi
sarıyor gri elleriyle
dönüşü mümkün olmayan o saatler

uzak sıradağların ardında
bir güneş
sanki her gün geçtiği yörüngeden
usanmış gibi
dönüyor kendine
yani bu yaşlı dünyanın rengine

nereye baksam
mavi bir kuş görmüşümdür hep
bir arkaik kumaş gibi
kaplamışımdır her yeri
yani uzaklara
kentin siyanür alan fahişeleriyle birlikte
uzaklara gitmişimdir
ay orada mavidir
denizdir
suskundur

alice & cheshire cat

Author: Elis ve grkn /



Alice: Hangi yoldan gitmem lazım?
Kedi: Bu nereye gitmek istediğine bağlı.
Alice: Ama nereye gitmek istediğimi bilmiyorum.
Kedi: O halde hangi yolu seçtiğinin bir önemi yok.


"Would you tell me, please, which way I ought to go from here?" said Alice.
"That depends a good deal on where you want to get to," said the Cheshire Cat.
"I don't much care where –" said Alice.
"Then it doesn't matter which way you go," said the Cat.
"– so long as I get somewhere," Alice added as an explanation.
"Oh, you're sure to do that," said the Cat, "if you only walk long enough."

grameri yoktur tarihin

Author: Elis ve grkn /


anlamıyor musun?
bu gelişler,
başka gecelere ait.
tuhaf bir ışık bu yıldızlar..

unutulmaya bırakılmış anılar gibi,
bu sular
ömür boyu akan sular..

kesin bir kopuş mu bu yoksa?
ağırlığı bile hissedilmeyen ağıtlar..

acelen ne?
nereye?

tutsaksın işte, tutsak olmanın bilinciyle,
yaşıyor;
ve yaşadıkça beyninde büyüyen ur
dayanılmaz boyutlarda hayvanlar getiriyor sana
tarihin derinliklerinden.

kurtuluşun gecikebilir.
belki de yok böyle bir şey..

baksana;
atını alan gitmiş..
geçip gitmiş kanlı duvarlarından cehennemin..
sen hala..
biz hala...

umut bekleriz;
kızıla çalan mavisinden gecenin.
bekleriz..

yıllar geçer
unutulmaya bırakılmıştır.

sonsuz tren yolculuklarında kalan anılar,
bir zaman sonra; 'ey zaman!' denilir.

biz, unuttuğumuz gramerimize mahkumuz.
nereden gelirse gelsin ayrılık rüzgarları,
biz yine geçeriz çaresiz, kendimizden..


belki kendi yüksekliğine tutsak bir dağ oluruz..
belki kendi balıklarını dışlayan bir nehir!

ama

ama içimizde yuvalanan bu zehir;
kanımıza karışmıştır artık..

gerisi, koca bir hiç'lik,
'yok' günlerini anımsatan..


soğuk ve dolgun gülüşler
ve bir hayal
çok eskiden
yalan bir tarihten

...



güzel bedenler defilesi

Author: Elis ve grkn /


her dem'de bi hatıra..

kimi zaman bi durakta denk gelirsin,
kimi zaman yolda yürürken..

başka biriymiş gibi yanından gelip-geçtiğin bedenler ..
onlarca ..

çoğu zaman kimsenin bilmesine gerek kalmadan,
kendince, övünç anları ile bu da bitmişti arasında gel-gitlerin yaşandığı güzel bedenler defilesi.

hiç bir şeyin, ancak parantez içine sığacak kadar anıların yaşandığı,
hayatların seremonisi..

hayat; devam ediyor.

sen yine hiç bir şey olmamış gibi,

yürüyorsun.

yürüyor musun?

sokak lambaları

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , , ,


gün doğuşu daha bi naif mi gelir insana, deniz kıyısında?

kıyıya vuran yosunlardan çok,
ucuz şarap şişeleri kadar kafan da güzelse..

bak,
şehrin tüm ışıkları siyah-beyaz
sanki beyazı gri olmuş hatta..

defalarca,
günün ilk ışıklarıyla birlikte sokak lambalarının sönüşüne şahit olduğumuzun bilmem kaçıncı gündönümü..

yürüyorum.

yürüyor muyum?

bir 'avcı'nın maceraları.

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

sabahın erken saatlerinden başlayarak, mütemadiyen akşam üzerine kadar sürmesi düşünülen 'av macerası' günümüz av geleneklerinden alakasız olmakla birlikte adeta ortaçağ av klasiğini andırırcasına söylemlerle, sanki haftalarca sürecekmiş gibi abartılar ve bir tek merasimi eksik olarak başlamıştı.

kişi başı ortalama birer araçla, araçlar otomobil değil de sanki atlarını hazırlamış yaklaşık 10 kişilik bir 'avcı süvarisi'ymiş gibi yola koyuldu.

hemen herkes kendi köpeğini de getirmiş olması ve avın çok başarılı geçmesini bekleyerek, 'avlama'yı sanki köpekleri yapacakmışcasına köpeklerini ve maharetlerini övüyorlardı.

insanelinin uzanabildiği mesafede yaptığı yollardan sonra tanrıların unuttuğu dağların yamaçlarına gelindiğinde, atlar, uygun yerlere park edildi.
sanki pelerinmişcesine gibi tarz yaratan yelek ceplerine konan mermi fişekleri değil, özenle budanmış dallardan yapılma oklardı aslında.

kimi yay kullanmayı sevmiyor, teknolojinin nimetlerinden faydalanmış, yeni keşfedilen barutlu tüfeğini temizliyor da olabilirdi.
onun yerini alan modern tüfeğimizin ismi de basitçe 'otomatik tüfekti'.

işte böylesine başladı gün aydınlanmaya...

köpeklerin her biri, birbiri ardı koşarken, birbirlerine yaptıkları kurla birlikte, ayaklarımıza dolanmaları, havlamaları, ortamı daha da orta çağ havasına sokmaya yetiyordu..
bununla birlikte sanki günler boyunca avlamayı düşündüğümüz hayvan cinsinin çıtası da keklik - tavşandan daha da yükselerek, geyik - yaban domuzu - fil falan olacak gibi bir hava hakimdi.

sanki birazdan hava kararacak sonra biz kamp yapacağız, kurtların baskın olasılığına karşı için sırayla nöbet tutacağız diye hayal kurarken;
hemen her tepede karşımıza çıkan bir telekomünikasyon kulesi, halen daha 2000'li yıllarda olduğumuzu hatırlatmaya gıcık bir sebep olmakla birlikte, 'medeniyet'in uzandığı yerleri de gösteriyor, ardından da;
'- televizyon reklamlarında doğru söylüyorlarmış lan.' geyiğiyle, avlama hayalini kurduğumuz geyiği mecazi manada avlamış kılıyordu.

hafif eğimli kayaların üstünden yapılan tırmanışlar, patika yollar, bir insan boyu çalılıklarından arasından kan ve can kaybı yaşamadan geçmeye çalışmakla, sanki ejderhanın altınlarını sakladığı inine girmeye çalışıyorduk..
tüm bu atraksiyon yetmezmişcesine, köpeklerden birinin sahibini kaybetmesi ve bir kaç saat ondan haber alınamaması, aşılan yolu geri dönmek zorundalığı, 'güçlü koku duyusuna sahip köpeğin kaybolması' ironisiyle 'av' zahmetine eklenmiş oldu.

günün toplam hasadı ise hayal edilenden ziyade gerçekten bekleneneni dahi vermemiş, 9 kişilik atlı avcı süvarisinin av macerasını su yüzüne çıkarmaya yetmişti.
1 tavşan, 3 keklik.
avlanamayanlar hiç istifini bozmadan doğa ana ile geçirdikleri unutulmaz deneyimin tadını, zevk almaya çalışılan tecavüz hissi vererek dönüş yoluna koyuldu.
aslında hasat boldu.
1 aslan, 3 geyik avlanmışcasına hareket etmeye devam edildi.

ertesi güne buluşma planlarıyla 'hoşça kal'ınırken, bir ertesi güne anca kendine gelen topluluğun ancak bir kaç kimsesi;
dışarıdan bakınca kendilerine ait bir özel lobi hissi verilen ama gerçekte ise okey masalarıyla donatılmış, senede bir kaç defa yapılan avlanmanın konuşulduğu kahvehane benzeri yerde buluşulmasıyla devam edilince fark ettim ki, geride bırakılan çağ ortaçağ olmakla birlikte, ortaçağdan kalma çağ kırıntılarının da beraberinde geldiğini..

+ benim köpeğim, hala keklikle tavşanı karıştırıyor.
- o da bir şey mi? tüfeği köpeğe veriyorum, onun yerine öne ben geçiyorum, onun yapamadığını ben yapıyorum.
öğreniyor işte yavaş yavaş.

+ mehmet hoca köpekle konuştuğundan beri köpeğim beni tanımamaya başladı.
- ne söyledin le köpee?

+ köpeğe bisküvi verdikten sonra bozuldu.
- ne o? kremalı bisküvi miydi? kremalı ver kremalı.

+ benim köpeğim ucuz kremalı bisküvileri yemiyor, hele promosyon yanında verilenleri koklamıyor bile.
- yaşar hocam senin köpek, ingiliz köpeği derken, kraliçeye mi vermiş?

+ valla ismail abi, senin köpek arabanın içinde taşaklarını sürte sürte bir hal oldu, sakın bize kaldırıyo olmasın bu?
- sen onu inince görmedin mi? Arabadan indikten sonra gitti çalılığa, çalı-çırpı-yabani ot ne varsa sürtündü, biraz yuvarlandı, derken dalandı taşakları.

+ orda en az 25 keklik vardı...
- ya ya ya tüfek tutukluk yaptı mı dicen şimdi yine?

+ abi kekliklere giren saçmalar (mermi) adama bir şey yapar mı?
- keklik kaçmış, adamın amına koyayım.

erken emekli grkn olarak ben,
emekli timinin arasında,
akran konuşmalarına ayak uydurmaya çalışarak,
'avdaş'larımın sohbetlerine katılıyor,
deneyimli/deneyimsiz 'avcı' olmanın hazzını yaşarken,
av sohbetlerinde, 'avlarından' bahsederek,,
..

Tanrı / Aşk Şiiri.

Author: Elis ve grkn /



Aşkın hiç yolu yok ama / güzel /
Seni her şeyden çok seviyorum
Seni seviyorum / sikin ellerimde
Kıpırdıyor bir kuş gibi
Parmaklarımda
Elimde sertçe yükselip büyüyerek
Parmaklarımı açılması için zorlayarak
Güçlü sertliğinle

Sen güzelsin / güzelsin
Yüz kere güzelsin sen
Sevgi dolu ellerimle vuruyorum sana
Pembe ojeli uzun parmaklar
Seni okşuyorum
Sana tapıyorum
Parmaklarımın ucu… Avuç içlerim…
Sikin kalkıyor ve hızla atıyor ellerimde
Bir keşif / Afrodit’in onu bildiği gibi

Tanrıların daha da saflaştığı bir zaman var
/ hanımelileri arasındaki geceleri anımsayabilirim
Özsuyumuz baldan daha tatlıdır
/ biz mabediz ve tanrı bütün /

Çırılçıplağım karşında
Ve ağzımı seninkinin üstüne koyuyorum yavaşça
Uzun uzun öpmeliyim seni
Ve dilim sana ibadet ediyor

Sen güzelsin
Bedenin bana doğru kıpırdanıyor
altın tenden kayan ten
seninkinin benimkinden kayması gibi
ağzım… dilim… ellerim…

karnım ve bacaklarım
ağzına ve aşkına karşı
kayıyor… kayıyor…
vücutlarımız hareket ediyor ve birleşiyor
dayanamayarak

üstümdeki yüzün
tüm tanrıların yüzü
ve güzel cinler
gözlerinde…

aşk, aşka dokunur
mabed ve tanrı
birdir


Lenore Kandel (Facebook - Edebiyatın Sapkın Çocukları | http://on.fb.me/1chW83D sayfasından alınmıştır.)

Orospular.

Author: Elis ve grkn /


Selam n'aber?

üstündekiler ne güzel yakışmış sana..
evet gerçekten de beyaz sana çok iyi gitmiş, seni çok iyi örtmeyi becermiş,
saçların da çok güzel olmuş kısa saç sana gidiyor biliyor musun?
yok, ben iyi değilim.

bi bira da sen ister misin?

haklısın, gerçi artık  benim de hoşuma gitmiyor, içesim var ama ağzımın tadı yok. tat alamaz hale geldim.
sanki damarlarımda hala bir orospunun kanı var.
belki de önceki gecenin eğlencesiz ve gülümsemesiz, küçük kaçamağının bıraktığı tatsızlık..

oysa önceden ne de fazla heyecan verici olurdu. kendimi bütün gün güzel bir fahişe için çalışıyormuş gibi hissederdim.

yeni anladım, meğer gerçekten de öyleymiş. (:

hayır. sahte de olsa zevki bezen parayla satın almak daha keyif verici. onlar sana ağlamıyor, ya da trip atmıyor. 
üstelik o kadar iyi rol yapıyorlar ki sanki onları senden daha iyi tanıyormuşcasına yıllardır çekilen bir özlemin verdiği bir aşkı çok kolay oynayabiliyorlar.

tabii hepsi değil, bazıları çok uçuk, tıpkı bir porno filmi kadar iğrenç ve berbat..
onları bende desteklemiyorum ama rolünü çok iyi oynayanların da sahnesinde bir role sahip olmaktan kendimi alamıyorum çoğu zaman.

bir gecelik sevgiler, 
aldatılan sevgililer, 
o "an" için daha değerli olan sevgililer, 
oyuncular, 
fahişeler ve tüm hayatın 5 dakikalık dediğin an'dan ibaret tüm zevkleri..

hepsi bir "an"dı ve şimdi yoklar. hepsin de olduğu ya da dediğim gibi, diğerlerinde de aynıydı.

sanki orospuyu oynayan bendim, bu küçük masum görünen mutlu aşk gecelerinde, her gece kalbimi başkasına satıyordum, onların hislerini içime emip, ne kadar olduklarına dair kendime karşı eder biçip, artık yeter diyene kadar altımda kıvranışlarını izleyip yalvarmalarını bekliyordum ve her seferinde ilk başta küçümsenmenin nasıl bi şey olduğunu sorup cebimden tütünümü çıkarıp ışıkları yakıp sabahı bitiriyordum. 

belki de onların da ayni duyguyu yaşamalarından dolayı canımı  fazla acıtmıyordu bu, gecelik ask masalları (: 

ama ben yine de seviyordum yılana benzeyen ve onlar gibi hareket eden varlıklarla birlikte olmasını.

ve o gün, korkuyordum, kalbimin acıdığını ya da aslında acıya acıya artık acıyamayacak bir kalbimin olduğunu ve gerçekten acı vermeye başladığını hissettim, korkum ölümden yana değildi bundan hala eminim. 
her zaman; 
bugün, içeceğim demeyip ya da diyemeyip, içtiğim içkinin bahanesini ya da sebebini bulmaya çalışmaya yeltendiğim gibi, her içkili dakikalar sonrası yasanan küçük dakikaları da, istediğim için değil, sarhoşluğumun üstüne yıktım.

her sabah beynime bir çivinin daha çakılmasını hissetmek hoşuma gidiyordu belki de..

her sarhoşluğun arkasından geceye başlamak, 
yavaşça, 
soyunmak, 
dokunmak, 
uvuzlarımı hareket ettirmek ve hissetmek, 
sanki sonsuza kadar benimle, 
benim gibi saçmalamak, 
bittiği zamansa göreceli bir olgu olduğunu tekrar hatırlayıp, bir daha olmasın deyip sırtını dönüp yatmak ve ertesi gece yine ayni şeyleri yaşamak için gözlerini yummak.

belki de bugün adı bir salı günü ve sabahıdır ve ben hala yaşamıyorumdur, 
belkide bir pazar gecesinde yine düşlerime başlamak için en uygun zamanı bekliyor, 
başımdan aşağı yağan yağmur tanelerinin aşağı akmasını izleyip zamanın o geçemeyişini takip edip, insanların yine o boş bakışlarını ve insanları süzerek bir kez daha hatırlıyorumdur insan olmanın ya da olamamanın nasıl bir duygu olduğunu.

her gün başka giyinmek de sana çok yakışıyor biliyor musun? 
biliyor musun sen çok iyisin? 
ve biliyor musun bu kadar iyilik bana fazla.. 
neden bana hala bir tek sen iyi davranıyorsun? 
neden hala sen ya da sen varsın 
ya da neden hala yalnız sana konuşuyorum? 

saçların gerçekten çok güzel. kestirme onları (: o kadar güzeller ki sanki bir müze gibi bütün seninle olan konuşmalarım ve dakikalarıma şahit oldular (: 
herşeyin değişti ama bir tek onlar değişmedi.. 

her gün farklı giysiler, 
gömlekler, 
etekler, 
tişörtler, 
pantolonlar, 
çoraplar.. 

her gün farklı bedenler, fahişeler, gençler, yaşlılar, ibneler, orospular..


( * hatırlanamayacak kadar eski bir zamandan. )

bugün 1 temmuz.

Author: Elis ve grkn /

güneşi selamla. daima!
bugün 1 temmuz.
yeni bir gün.
en yenisinden.

şimdi daha güzel günler var.

her sabah yine güneş doğacak ve sabahın 5inde o güneşin doğuşunu
yakalamaya çalışacaksın.

hemen her akşam güneşinde;
kimi zaman bir sahil kasabasında bu günü yâd edecek,
kimi zaman mutfakta akşam yemeğini hazırlıyor olacaksın.

kimi zaman da, kim bilir..

ılık rüzgarlar dağlardan yuvarlanırken sen de yamaç aşağı doğaya dokunacaksın.
yaprak hışırtılarını duyacak, yeniden keşfedecek, serinliği ciğerlerine alacak..

yağmur başladığında, her damlasının içine, yüreğine damlamasını
isterce, altında yürümeye devam edeceksin.
kumsaldaki tüm kum tanelerine dokunmak, sahilde çocukca eğlenmek,
bazen dalgalara yenilip karaya vurmak..

kar başladığında yine ilk kar tanelerini dilinin ucunda hissedeceksin.
yanında o an kim varsa, bir top karı onun ensesinden bırakacak, soğuk şakalar yapacaksın,
sonra üşüyecek, donacaksın..

bugün 1 temmuz.
bugün geri kalan hayatının ilk günü.
yeni bir gün.

bi an.

Author: Elis ve grkn /

geçen gün olacak, belki de dün..
geçerken uğradığım küçük bir şehirdi germencik.
sonra, şehir içerisine girmek dedi canım.
girdim.

bir şeyler vardı da, ben bilemedim.
bir yerlere bakındım değişen şehirde..
kendi halinde bir yer dahi değişebiliyormuş;
değişmeyen şeylere rağmen.

sonra kendi kendime dedim ki
hatırlamıyor ya da hatırlamak istemiyorum.
belki de,
her zaman olduğu gibi,

sktr et grkn.

öylesine sone.

Author: Elis ve grkn /

'' vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, 
  değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez. 
  değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, 
  değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
  değil mi ki ayaklar altında insan onuru, 
  'o' kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış, 
  ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru, 
  ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş, 
  değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın, 
  değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene, 
  doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın, 
  değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen' e 
  vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama, 
  seni yalnız komak var, o koyuyor adama. ''

sonra bir an düşündüm de,
sanki sheakespeare ben miyim de, gelen ve gidenler ardına soneler yazacaktım?

yazacak mıyım?

neyse, marquez okusun birisi bana,
orospuların sesini fısıldasın ve biraz da uyutsun lütfen.

* w. sheakespeare'ın meşhur 66. Sone'si.

dogma

Author: Elis ve grkn /

olmaman gereken yerdesin şimdi.
olmaması gereken düşüncelerde.

onlarca beden arasından seçmeye çalıştığım silik silüetin sahibi,

olmaman gereken yerdesin.

işte tam aklından geçen.

olmaman gerek.

olmadı' gibi.

olsun.


an' imge.

Author: Elis ve grkn /

an çıplaktır,
görünmez varlığında bedenin.
ve beden küçülür,
çoğaldıkça an.

yollar uzaktır,
daima uzar yollarda edebi konvoyları, gözlerin.

bir tunç duvar,
ansızın yollarda karşı çıkmasına rağmen,
mağara devri görüntülerinin..

oysa müzik ilerliyor ağırdan;
kalbine doğru yaralı bir an'ın..

an çıplak.
an ihanet.

ve an'dan akış,
kutsal olan her şeye!

birden bire
yeniden
yepyeni bir imgeden..

monogri

Author: Elis ve grkn /

konuşuyor insanlar.
susuyor insanlar.

aynı görüntüyü tekrar masum bir çocuğun tenine değer gibi;
sarıyor gri elleriyle,
dönüşü mümkün olmayan o saatlere..

uzak sıradağların ardında bir güneş;
sanki her gün geçtiği yörüngeden usanmış gibi,
dönüyor kendine.
yani bu yaşlı dünyanın rengine..

nereye baksam,
mavi bir kuş görmüşümdür hep.
bir arkaik kumaş gibi,
kaplamışımdır her yeri.

yani uzaklara,
kentin siyanür alan fahişeleriyle birlikte;
uzaklara gitmişimdir.

ay orada mavidir.
denizdir.
suskundur.

soru-cevap

Author: Elis ve grkn /


bir sabaha karşı, 
günün birinde organların titremekten şaha kalkınca, 

ciğerlerindeki şarap ve sigara kokusu
kin ve nefret
korku ve göz yaşı
istek ve doğmamış
saygı ve lanet
ruh ve beden
sen ve ben
birbirine karışır.

içmişim; 
olmayanı, uçanı, uçmayanı, uçamayanı. 
gözlerim efkarlı ama ağlayamıyor ya da nedir bilmiyor. 

ölü düşlerim sahildeki kayalıklara çarpıp parçalanmış. 

sarhoşum, dertsizim, kedersizim, yarınsızım. 
şair edasıyla geçinip yaşlanmışım.. 

bakınırım kırık aynalara, göremediğim yüzleri görmeye çalışırım. 

dolanırım bulduğum tüm kalplerde, bir sonrakine hikayeler toplarım. 

sevişirim, bulduğum her çilek tadında bir çift dudakla, günler boyunca; bir elimde şarap, diğerinde sigara. 

sonra veda ederim, beni bekleyen başka bir çift dudak için.

uzun zaman oldu.

Author: Elis ve grkn /

uzun zaman oldu.
belki de bir kaç anı önceydi. ya da çok daha uzun zaman önce..
kısaca, emin değilim.

hayatında; dönüm noktası diyebileceği üç-beş noktası vardır insanın.
unutamadığı.
dün gibi hatırladığı.
'yaşanan ilk'lerden saydığı.

nihayetinde,
unutulmaz da,
bazen.

peki ya bu noktalara artık sahip değilse insan?
yaşadığı onca değer,
yaşanmamış mı sayılır?
ya da hissettikleri? uğruna, aksi kesinlikle kabul edilemez denilenler?
'her şey' adı altında nitelendirilen onca şey?
üstelik basit bir unutkanlığın da ötesinde, hissizleşme safhasında bir yitip gitmeyse, bu hatta?

yaşadıklarından geriye, daha ne kadar, ne yaşayacağını bilmezken insan;
nasıl olur da bir anda, hiç bir şey olmamış gibi davranabilir?

uzun zaman oldu.
kabaca hesap yapacak olursak; çok beden önceydi.

dedi, dedim.

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , ,




di'li geçmiş-li yakın bi zaman.

gözlerime bak !

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , ,


geçenlerde olucak,
belki de dün akşam.
ya da biraz önce..
emin değilim.
hatırladığımsa, en son birlikte olduğum bi hatuna ait olan sözlerden ibaret olması.

'gözlerime bak', 'bana bak', 'gözlerimden içime bak', 'içime bak'

her benzer bir cümle,
aynı amaca hitap edip,
aynı benzer zamanlarda,
benzer uğultularla birlikte,
farklı dudaklardan,
farklı gözlere bakıp,
üzerinde gelip-gitmem için dökülüyordu her seferinde..

kafa dank!' etti durumlarından birisi galiba sandım ama düşündüğüm kadar değilmiş.

farkettiğimse;
yine bedenlerin farklı olduğu,
seslerin farklı olduğu
ve her bir hatırladığım silüetin birbirine girdiği..
sanki tüm bedenler tek bir bedenden ibaretmişcesine...

birlikte olup, aynı cümleyi, ağız birliği yapmış olduklarını zannederek defalarca işitmek zorunda kalınan,
tüm bedenleri tek bir bedende hissetmek..
sanki yıllar yılı, hep parça parça bedenlerle birlikte olmuşum da yine parça parça işitmişim aslında şimdiye kadar..
kişi gözetmeksizin..

nihayetinde his söz konusu,
hissiyat söz konusu,
yoğunluk söz konusu..
öyle ya, topu topu, 15-20 santimlik uçkurumun, yine 15-20 santimlik derinliğe girmesiyle yaşanan devasa bütünlük söz konusu en başta!
ve bundan duyulan büyük hazdan da ziyade, sanki evrendeki big-bang patlamasına inat, en büyük kaynaşma yoğunlaşmasını yaşıyoruz.. damarlarımıza kadar hissetmişcesine, bir birimize geçmek istercesine üstelik; gözlerden de girmeye çalışıyoruz ya!

'bu kadar mısınız ulan?' diye aklımdan geçirirken, elime ne ara geçtiği belirsiz bi sigaranın daha dumanı ciğerlerimden çıkıyordu.

yaşadıklarımın arasında hatırımda kalan en güzel cümlelerdendi belki de,
yarı hatırlayıp yarı hatırlamamakla birlikte
hiç sorgulamadan,
fütursuzca uygulama gereksiniminde bulunduğum,
en mutlu anılarımdandı belki de..

farklı zamanlarda, farklı bedenlerin birbirine kilitlenmesiyle,
yaşamak istedikleri hazdan duydukları an'ı, kendi gözlerinden çekecekleri bi 'anı-foto' ile, "üzerimdeyken gözlerime bakanlar" adlı albümün kaçıncı sırasına koyacaklarından habersiz,
acaba, aklımda kalan her bi kimseden silik silüetlerle iç-içe karma görüntüler birikintisi olan ben;
kaç kişinin albümündeyim diye düşünmekten kendini alamayan bi adam oldum sonrasında, hem mutlu hem buruk bi ifadeyle.

halbuki başta ne güzeldi.
ne ben o'nu bilirdim, ne de o beni.. pek tanımamamıza rağmen, ne güzel başlamıştık, ve en güzel yerinde de devam ediyorduk alt tarafı.
o bende, ben onda. memnuniyetin ötesinde tatminliğe doğru ilerliyordu oysa.
ne vardı sanki öyle bir şey isteyecek? madem çok istiyorsunuz, dile getirmek zorunda mısınız ki tut çenemden, çevir gözlerine arkadaş, o kadar da mı iş bilmezsin?

sonrasına niyaz hatırladığımsa,

'heey! nereye?' ...

hatunu merak eden var mı?

rüya

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , ,


çok güzel bir rüya gördüm..
o kadar güzeldi ki,
hiç bir şey anımsamıyorum.

yarım bırakılan kahve

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , ,


yarım yaşıyoruz hep, yarım..
günlerimiz dahi yarım yamalak..
sende gece bende sabah oluyor ya hani çoğu zaman..
senin sabah yudumladığın kahve güne başlamak için,
ben de ise akşam yorgunluğunu almak için..
tersine bi dünyanın içinde, yarı küreler bile tersine..
gündüz/gece bereketine inat, tatlar farklı,
fincandaki kahveler bile yarım.
bi yarımız orda, bi yarımız buralarda bi yerde..
yarım bırakılan kahve tatları..

bi yarı küreden diğerine,
sabah kahvem, iyi akşamlar..

bi diğerinden yine diğerine,
akşam kahvem, günaydın..

her şey gibi yine tersine ve yarım..
damaklarda..
bi yerlerde..
yarım ve yarım..
sadece, yarım.

(Ceren'e ithafen)

şefkat arayanlar topluluğu

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , ,


merhaba, şefkat arayanlar topluluğu!

ne de güzel dize geliriz toplu halde, tek bir gülümsemeyle..

ancak o kadar olduğumuzu zannettiğimiz kadar,
her birimizin arayışı,
bir diğerimizin bulamadığı,
diğerinden diğerine uzanan kesişen kümeler gibi..

basit cümlelerin ardından yazarız ya geceden sabaha.
rönesans ressamlarının resimlerinde kendini bulan,
sanki melekler kadar huzurlu,
aksine fitili ateşlenmiş dinamit misali..

ne de güzel coşar ellerimiz,
daha önce dokunulmadık tenlere dokunurken.
hayat ancak dokunmak istediğimiz kadardır bazen,
ama ancak bir kaç dokunma sonrası kaçar mahlukun, hevesi, nefsi..

karşımızdakine adadığımız kadar yüce,
kurabildiğimiz hayaller kadar üstün,
düşlenen fanteziler kadar çılgın..
icraat imkanını sağladığında, sübyan kadar acemi..

birimiz, diğerimizi tanımaz ama iyi bilir
falcı misali..
her biri iyi psikologlardır ya aslında;
duymak istediklerimizi söylerler.
reçetelerinin, ellerinizde tuttuğunuz 5 dakikalık kahve keyflerinizin olduğu..

hiç birimizin,
hiç bir şey aramadığı kadar aradığımızın farkında olmadan,
devam ediyoruz bir o yana-bir bu yana..
belki es kaza yolda filan yürürken,
olur ya,
yanlışlıkla çarpışır, denk gelir,
sonra utanmadan bir de göz-göze gelir ve fantezi kurarız umuduyla..

boşuna yaşıyoruz, boşuna

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , ,

Körü körüne, tutkuyla anlamlar yüklediğimiz ufacık hayatları,
'o en güzel' hayatlar haline getirip, sıkılmadan sonra, sıkıla sıkıla yeni hayatları aramak gibi...

Eskisi kadar masumane olmayan dokunuşlar gezerken tenlerde,
hulbuki;
eskiden, eskidendi...

Şimdilerde ise yalnızca yeni 'ufacık hayatlar'a sıkıştırılmayı bekleyen üç-beş yeni öğreti, bir iki de yeni umut..

Eskilerde kalmayı bekleyen eskidense, sükunetini koruyadursun.
Çünkü hakkı ancak pamuk kadardır; dikeninden acısızca ayrılmak zorunda kalan..
Neden mi? Kimse diken olmak istemez..

Kendince her denemesinde, en güzelini, en mükemmelini, en üstününü, en'lerin en'ini yaşadığına bahse girerek;
Aslında 'en dibe vuruş'unu itiraf eder haddini bilmez nefsine...

- Afedersiniz, yaşadığınız bedenlerden,
pardon düzeltiyorum,
hayatlardan geriye,
kaç hayat yaşayacak hevesiniz kaldı?

- Eğer henüz size gelmediyse, demek daha var..

Cümlelerin yüklemi haddini aşmak olmasa da, olsa olsa ne kadar haddini aşabilir ki?

Pekala siz hiç birilerine dokunurken haddinizi aşmadınız mı?

Her yeni güne başladığında,
'Bugün kimin hayatını mahvetsem' diye düşünmüyorsa insan?

Hayır, yıkılan hayat falan yok ortalarda.
Kendini pamuktan bilenin kendine değil,
nefs-i ciğerine sorsak 'kaç kere en' diye;
inkar etmediği kadar kabullenemez de lakin
yine kapsanamayacak kadar geniş bir gönlü vardır.
ufacık hayatlardan biriken...

Kimi ufacık hayatın içine sığmayan sonsuz düş, gerçekleştirilmeyi beklerken;
Kimi ufacık hayatlar sonrası, bir sonrası için yerini almaya amade bi dolu son'suz düş daha...

Adam yerinden kalkar, ıslak paltosunu çıkarır, bir-iki adım öteye gider, yağmurun feriğine bakar, yüzüne çarpan taneler gözyaşı olsun,, yürümek ister..
Yağmura doğru, adım adım.
Yağmura yağmura gider adam...

Bir başka zamanda,
bir başka 'en sevgili' sonrası,
bir başka el,
bir başka bedene,,
haddini bilmezce ve hunharca dokunurken...

Kim bilir?;
- Eğer henüz size gelmediyse, demek daha var..

hayat, ne kadar ..

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , , ,


usulca yerinden kalktı kadın,
yanında uzanan adamın kalp atışlarını hissedebiliyordu hala..
önemsemedi, usulca uzandığı yerden doğruldu, sigarasını aradı..
terli bedenine baktı,
spermlerin kurumak üzere olduğunu gördü,
adama baktı, kalp atışları azalmıştı..
sigarasını nereye koyduğunu bulamadı..

..........

elini cebine attı, parası kalmamıştı.
son yudumunu dikti kafasına, barmene kafasıyla selam verdi, sonra sendeleyerek karıştı 
kalabalığın arasına..

köprü ışıklarının arasından yürüdü uzun uzadıya.. hava esiyordu hafiften..
gülümsedi adam (:

yavaşlattı adımlarını, etrafı süzmeye başladı. trabzanlara yaklaştı sessizce, cebinden bi 
sigara çıkardı. bir süre baktı öylesine..

'hayat' dedi kendi kendine.

sigarasını yaktı, ilk nefesi bir süre ciğerlerinde tuttu.

'bu kadar uzun olmamalı' diye düşündü sonra.

nefesi bıraktı bir şehrin üstüne doğru..

..........

evden çıkarken, heyecanını belli etmemek için karısını bile öpmüştü rambo.
ilk seferi değildi aslında o'nun ama yine de heyecanlıydı.

arabasını çalıştırdı, aynadan kendine son defa baktı, kendince gülümsedi ve sürmeye başladı. 
buluşma noktasına vardığında kadını gördü. kadın telefonda bir şeyler söyleyip telefonu 
kapattı ve ramboya doğru yaklaşmaya başladı;

bildiğin bir yer var mı yoksa bizim otele mi gidelim?
farketmez bebek, havada karada ...

kadın arabaya bindi, yolu tarif etmeye başladı..
kadının midesi bulanıyordu, 
rambo vites değiştirdiğinde kadının bacaklarını okşuyordu ..

fotoğraf

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , ,

yayımlanmamış satırlarda bir araya gelen süslü cümleler..
midem bulanıyor!
yoksunuz şimdi hiç biriniz..
ol'madınız da..

'afedersiniz! acaba size aşık olabilir miyim?'
cümlelerini düşünmek bile mideme kramplar,
boğazımdan yumruklar geçirmeye yeterli..

parantez içi cümleler kalmadı artık
geçmişten gelen kırıntılarda..

masa üstü yayıncılığa taş çıkarırcasına inatla duran çerçevede
siyah beyaz resmin kalıntıları,
anımsamak için hafıza zorlamaya gerek duyan,
bir silüet var şimdi gittikçe koyulaşan..

yalnızlık büyütür, yalnızlık çürütür.
bir kadın sigara yakar bazen.
bazen biri gider
geride bir adam kalır,
dumanı adamın gölgesi ol'ur.
adam fotoğrafa bakar,
fotoğraf yok ol'ur.
bazen adam gider
geride bir fotoğraf kalır,
dumanı silüettir fotoğrafa.
adam kendine bakar,
adam yok ol'ur.

sus!ma

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , , ,

susmasan :$ sussan ama suskunluk olmasa suskunluğun?
kimselere yetmemelisin ya sen :$

ama susmalısın da belki şimdi.. gelişlerde bozulur bazen suskunluk...

şimdi!

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , , , , ,

o papatya:
 şimdi?
NauczycieL VamPyRe | grkn..:
 (((:
o papatya:
 bence güzel
NauczycieL VamPyRe | grkn..:
 şimdi
 sanki biraz daha güzel herşey
 şimdi, şimdiye kadar bulanıkta olsa..
 bulanık güzel şimdi..
 anlamsız geçse de anlamlı güzel..
 düzenliliğin içinde kendi düzenini yaratarak güzel
 unuttuğun hisleri küçük tatlarla anımsayarak güzel
NauczycieL VamPyRe | grkn..:
 güzel şimdi..
 ben'ce de 
şimdi var çünkü şimdi



[teoman - papatya' açılır ve 'şimdi' girişi özenle beklenir.. tesadüftür belki de beklenen şimdi de..]

aramak $:

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , ,

özlem : daüssıla - tahassür - hasret - iştiyak - göresime,,
özlem; bir kimseyi ya da bir şeyi görme, kavuşma isteği hasret, tahassür..

ifade edilemez bir kelimeyi arar bazen de insan.. bulamaz bazen de.. bazende olmayanı arar.

farkına varabilirsen de ne mutlu, barındırmadığını bünyende özlemek duygusunu.. o yüzden de bilemediğini..

görmek istemek bile özlemeye işaret midir?

elis? kahvem nerde kızım

Author: Elis ve grkn / Etiketler: , , , , ,

- elis bana bi kahve getir lütfen kızım. . $ehirler arası yolculukta.. bir gün bi de bakarsın, neyse zaten hiç orda olmadım..

elis! orda mısın kızım?

İzleyiciler

grkn? yeter!

grkn? yeter!
içmişim uçan kuşları.. ölüm düşleri'm,, sarhoş!

bu lavuğu, takip et!